Nazım Hikmet'in Rusya Hayatının Şiirine Etkisi



      MAVİ GÖZLÜ DEVİN RUSYA HAYATININ ŞİİRİNE ETKİSİ




‘’1902'de doğdum
do
ğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç ya
şımda Halep'te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova'da komünist Üniversite ö
ğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konuklu
ğu
ve on dördümden beri
şairlik ederim

kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
                                               ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
                                               ben hasretlerin’’

11 Eylül 1961 / Doğu Berlin
     



         Nazım Hikmet Ran. Nede büyük dökülüyor bu isim ağızlardan. Ne kadar çok anlama geliyor; şair, vatan haini, umut, komünizm, kızıl şair, hasret, memleket, şair baba ve diğerleri…
        Nazım Hikmet’i anlatmak belki de anlamaktan bile daha zordur. Nerden başlasan ya da nerede bitirsen eksik kalır. Şu tarihte doğdu, bu tarihte şuraya gitti, eserleri şu kadar dile çevrildi, şu tarihte öldü demek yerine mezarı her ne kadar ülkemizde olmasa da bu memlekette yaşamış en büyük şairlerden biriydi demekle yetiniyorum. Bütün hayatını anlatmaya kalksam eşsiz örnekleri olmasına rağmen bir kitap yazmam gerekir. O yüzden sadece anlatabildiğim kadarıyla Rusya’daki hayatının şiirine olan etkisini anlatmaya çalışacağım.
       Nazım 12 yılı aşkın süre hapishanede yattıktan sonra özgürlüğüne kavuştuğunda hükümet Nazım’ı askere almak istedi. Bu olaydan sonra Nazım Rusya’ya gitme kararı aldı. İnsanlar askerlikten korktuğu için kaçtı dedi ama Şair Baba şöyle söylüyor: ‘Ben askerden kaçan adam değilim. Ama o yüreğimle askere gitmek ve bu şerefi hayatımla ödemem demekti. Sonra yine haber aldığıma göre beni sadece askere alacak değillerdi. Askere alma bahanesiyle harcayacaklardı. Sonra Nazım Hikmet askerden kaçtı, kaçarken öldürdük diyeceklerdi.’ Kime inanmak isterseniz ona inanın. Ufacık bir tekneyle Karadeniz kıyısından açılır Refik Erduran’ın yardımıyla tabi ki. Önce Romanya’ya oradan da fikirlerinin Kabe’si olan Rusya’ya. Nazım Hikmet ise şöyle tanımlar bu olayı: ‘951`de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm ölümün üstüne’. Arakasında bir eş ve bir çocuk bırakıp memleketinden uzak yabancı ellere varmış olur ve buradan sonra hayatında ve tabi ki şiirinde önemli değişimler olacaktır. 




        Bazı ülkeler ve şehirler şairlerin hayatlarını ve şiirlerini büyük ölçüde değiştirir. Nazım Hikmet’te bu şairlerden biridir. Rusya hayatı boyunca şiirine işleyecek memleket, oğul ve karısının hasreti buram buram kokacak, insanları bazen hüzne bazen öfkeye sevk edecektir. Tabi ki birde Rusya’da yaşadığı aşklardan, Vera’dan bahsetmeden geçemeyeceğiz.
       Her ne kadar vatan haini olarak adlandırılsa da belki de bu kadar çok memleketine olan sevgisinden, hasretinden bahseden başka bir şair yoktur. Ona vatan haini dendikçe o belki de hüzünle dolu bir akşam üzerinde, denizin kıyısından, hayalinin eşliğiyle birlikte memleketi görüp özlemle, birazcık kırgın bir şekilde gülerek karşılıyordu bu ithamları. Seni Düşünüyorum şiirinde şöyle bahseder memleket hasretinden:
"(...) Bakıyorum Moskovanın pencerelerinden birinden
             seni düşünüyorum memleketim,
             memleketim, Türkiyem seni düşünüyorum,
         zaten bir dakka çıktıgın yok aklımdan
         hasretin dayanılır gibi degil
             Moskovada yaşamanın saadeti olmasa
             burda herkes sormasa seni benden,
             Sovyet insanlarından her gün mektup gelmese,
             sevmese seni onlar
             benim onları sevdigim kadar". (Seni Düşünüyorum)


      Nazım Hikmet bu şekilde bahsederken memleketinden. Memleketinden ise kötü haberler geliyordu onun için. Adnan Menderes hükümeti 19 Ağustos 1951 de onu ‘’vatan haini’’ olarak ilan eder ve Nazım artın Türk vatandaşı değildir. Nazım Hikmet bu karara biraz kızgın biraz üzgün şu satırlarla cevap verir:
        
" Nâzım Hikmet vatan hainligine devam ediyor hala
   Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi
                                                                                 Hikmet.
   Nâzım Hikmet vatan hainligine devam ediyor hala.
   Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne,
                          kapkara, haykıran puntolarla.
(...) Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz
                                                                      yurtseverseniz.
                              Ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim.
   Vatan çiftliklerinizse
   Kaѕalarınızın ve çek defterlerіnіzіn іçіndekіlerѕe vatan,
   vatan, şoѕe boylarında gebermekѕe açlıktan,
   vatan, ѕogukta іt gіbі tіtremek ve ѕıtmadan kıvranmakѕa yazın,
   fabrіkalarınızda al kanımızı іçmekѕe vatan,
   vatan, tırnaklarıyѕa ağalarınızın
   vatan, mızraklı іlmühalѕe, maaşlarınızѕa vatan,
   vatan, Amerіkan üѕlerі, Amerіkan bombaѕı, Amerіkan
                                                               donanmaѕı, topuyѕa,
   vatan, kurtulmakѕa kokmuş karanlıgınızdan,
   Yazın üç ѕütun üѕtüne kapkara haykıran puntolarla:
   Nazım Hіkmet vatan haіnlіgіne devam edіyor hala" 
(https://www.youtube.com/watch?v=xrY2RW30zMY)
      Her şey bir tarafa bir babanın karısına ve oğluna olan sevgisi nasıl anlatılabilir peki. Belki bir daha ömrünün sonuna kadar göremeyeceği bu insanlara olan hasretinden nasıl bahsedilir. Nazım Hikmet yaban ellerde belki çok rahat bir yaşam sürdü, peki ya kalbi o kadar rahat mıydı? Ufacık oğlu daha baba demeden ayrılmıştı belki memleketten. Beş kuruş bırakmadan bırakıp gittiği karısı çıkabilir miydi aklından, kalbinden, dizelerinden…






" Karıcıgım ѕenі düşünüyorum.
   Sütün kesildi mi büsbütün,
   emzіremіyor muѕun artık toѕunumu
                                       Mehmedi mi?
   Ev kіraѕını bu ay verebіldіn mі?
   Ben aklında mıyım?". (Senі Düşünüyorum)

" Karşı yaka memleket,
   sesleniyorum varnadan
   іşіtіyor muѕun?
   Memet ! Memet !
   Karadenіz akıyor durmadan,
   deli hasret, deli hasret,
   oğlum, ѕana ѕeѕlenіyorum,
   іşіtіyor muѕun?
   Memet ! Memet !" . (Memedim)

       Vera. İşte bu isim Nazım Rusya’daki hayatını değiştiren kadın. Kimi Nazım sevenler bu ismi duyar duymaz aşk diye haykırır ya da sevgilisine sarılırken kulağına usulca yaklaşıp sende benim Veramsın der. Yüz yıllardır süren aşkın tanımını Nazım sadece dört harfle yapmıştır: Vera.        
"Sen güneşіn altında yeşіl gözlerіnle
  Çırılçıplak yatacakѕın
  Ben üѕtüne eğіlіp ѕenіn
  Ben kaіnatın en müthіş hedіyeѕіnі
  Seyreder gibi seyredecegim seni
  Sen kollarını boynuma atacakѕın
  Boynumda kıvıl kıvıl agırlıgın
  Ben ölümѕüzlügü tadacagım
  Kıpkırmızı agızından". (Sen Güneşіn Altında Yeşіl Gözlerіnle)


      Tam adı Vera Tulyakova olan bu kadın, Nazım’ın Sarı Saman’ı olan bu kadın, Nazım’ın son aşkı olan bu kadın, Nazım’ın kokusunu memlekete getiren bu kadın, diğer aşklarını kıskandıran bu kadın, Nazım’ın son şiirini konu olan bu kadın, bu kadın Vera, ismi aşka denk. Yok olan şehirlere şiir yazılmayacak demiş Nazım Hikmet. Bir şehri şehir yapan içindeki insanlardır derim ben. O zaman Rusya’yı Rusya yapan Vera’dır Nazım Hikmet için. O yüzden hiç unutulmayacak Vera ve hep şiir yazılacak, tabi ki Şair Baba’nın hatırına.


"Gelsene dedi bana
   Kalsana dedi bana
   Gülsene dedi bana
   Ölsene dedi bana

   Geldim
   Kaldım
   Güldüm
   Öldüm". (Vera'ya)



KISSADAN HİSSE ŞİİRİ

NAZIM’IN ŞİİRİ

Korkmuyorum ben ölümden
Yaşım genç daha belki budur nedeni
Yalnız sözlerimin yarım kalmasına üzülürüm yarından
Üzülende olmaz zaten benim arkamdan
Belki özgür yaşayamadım bu hayatta
İzin verin bari ölümüm ve sonrası özgür olsun
Önemli değil istediğiniz yere gömün bedenimi
Ruhumun nereye gideceği çok gizli
İsteyen varsa ıslatsın mezarımı bir büyükle
Zaten adettir okunur bir mevlitte
Hakkınızı helal etseniz de olur etmeseniz de
Sizden tek bir isteğim var, isterseniz vasiyet deyin
Dua okuyan olurda
Unutmayın birinizde okusun Nazım’ın bir şiirini

                          



Yorum Gönder

0 Yorumlar